Atipik Otizm Regresif Otizm Uyaran Eksikliği Dil & Konuşma Bozukluğu Aile Danışmanlığı
Yapay gıdalar otizmi etkiler mi ?

Yapay gıdalar otizmi etkiler mi?

Alman Hastanesi'nde görev yapan Kınacı'nın sistemi, otizmin bilimsel ve etkili tedavi yöntemlerini içeren DAN Protokolü (Otizmi Şimdi Yen!) ile birlikte 'Ata Kınacı Protokolü' adı altında kendi oğluna uyguladığı yöntemleri de içeriyor.

Oğlumuzun otizm tanısı almasını takiben yaptığımız araştırmalar neticesinde elde ettiğimiz bilgilerle; Otizmin aslında ailesel ve çevresel faktörler nedeni ile oluşan genetik mutasyonlar zinciri olduğunu ve bu mutasyonların, yarattığı metabolik problemler sebebiyle oluşan davranışsal, bilişsel ve iletişimsel sorunlar yumağı olduğunu öğrendik.  Ayrıca bunun paralelinde her çocuğun temelde yatan farklı metabolik sorunları ve farklı farklı tedavi seyirleri olduğunu da gördük.

Her derde deva tek bir ilaç, sihirli bir iksir yoktur. Birçok hastalık ta saldırgan bir mikrop ya da bir toksin gibi tek bir nedenden kaynaklanmaz. Birçok farklı faktör, hastalığın gelişimini etkilemek için birlikte hareket eder ve hastalığın nedenleri komplekstir. Bu nedenle bizim de ona karşı bütüncül (İntegratif Tıp) bir şekilde hareket etmemiz gerekir. Birçok insan, hatta  doktor, bu karmaşıklığı kafa karıştırıcı bulsa da, basit tedaviler ve sağlık garantili günlerinin geride kaldığı gerçeği ile artık yüzleşmek gerekmektedir.

Market raflarından rahatlıkla alıp tükettiğimiz birçok hazır yiyeceğin içeriğinde, raf ömrünü uzatmak için konulmuş koruyucu katkı maddeleri bulunuyor. Gıda ürününün içinde bozulmaya sebep olacak mantar ve küfleri öldüren bu maddeler, vücuda girince aynı tahribata devam ediyor.

Gıdaların parçalanıp kan yoluyla organlara dağıtıldığı bağırsaklarda bulunan iyi mantar ve bakterileri de yok eden katkı maddeleri, bağırsağın süzme kabiliyetini azaltıyor. Bu yüzden dışarı atılması gerekirken kana karışan toksik (zehirli) maddeler ve kurşun, civa, alüminyum, uranyum, arsenik gibi ağır metaller vücuda yayılıyor.

Nükleer tıp uzmanı Dr. Cem Kınacı, birçok hastalığa bu ağır metallerin sebep olduğunu söylüyor. Çünkü metaller başta beyin, karaciğer, böbrek, kemik iliği olmak üzere yağ oranı yüksek dokulara yerleşiyor. Yerleştiği dokuyu hasara uğratan ağır metallerin vücuttan atılması, uzun bir tedavi sürecini gerektiriyor. Ayrıca, tahribat sonucu bağırsakta iyi mantar ve bakteriler azaldığı için gıdalardan vücuda girmesi gereken, zehirli maddelerden temizleyici vitamin ve mineraller yeterince geçemiyor.

Vücuttan atılamayan zehirli maddeler karaciğerde hasar oluşturursa siroz, kemik iliğinde birikirse lösemi, beyinde yerleşince bulunduğu bölgeye göre otizm, epilepsi, alzheimer, demans, migren adı verilen hastalıklara sebep oluyor. Bunların hastalık değil sonuç olduğunu belirten Dr. Kınacı, asıl sorunun bağırsak geçirgenliğinin bozulması olduğunu söylüyor. Bu durumun tedavisi için öncelikle doğru beslenmeye başlamak gerektiğini vurgulayan Dr. Kınacı şöyle konuşuyor:

"Türklerin yüzde 45'inde GSH1 geni hiç bulunmaz. Bu gen glutatyon denilen vücudun en güçlü antioksidanını n kontrolünü sağlar. Tek başına bu gen kontrol etmiyor; ama bunun eksik olması vücudu temizleyen antioksidanları n yeterince üretilememesine sebep oluyor. O yüzden Türkler kefir, yoğurt, turşu, boza, şalgam gibi antioksidanları dışarıdan sürekli almaya çalışmış. Son zamanlarda hastalıkların artmasının sebebi, zaten böyle bir genetik altyapısı olan bir milletin çok fazla toksik madde ile bir araya getirilmesi neticesinde bir patlama yaşanmasıdır. Bir an önce doğal ürünlere geri dönmemiz, raf ömrü uzatılmış her türlü üründen uzak durmamız lazım. Burada hanımlara çok iş düşüyor. Hazır almak yerine yiyeceklerini kendileri yapmalı, koruyucu katkı maddesi içeren ürünlerden ailelerini uzak tutmalılar."

Hastalıkların tek bir sebebe bağlı olmadığını, genetik yatkınlık ile birlikte çevreden damla damla gelen olumsuz etkilerin vücut dengesini bozduğunu ifade eden Dr. Cem Kınacı, son yıllarda damlaların çoğaldığına dikkat çekiyor.

Ağır metaller vücuda nasıl giriyor?
Ağır metaller pek çok kaynaktan alınıyor ve sanayileştikçe bu kaynakların sayısı hızla artıyor. Motorlu araçların yaydığı egzoz gazları ve kurşun borularla evimize ulaştırılan sular, en başta sayabileceğimiz ve en sık karşılaştığımız örnekler.

Talyum: Kalp kaslarını tahrip ediyor. Cips ürünlerinde çok fazla bulunuyor.

Uranyum: Sarı rengin hâkim olduğu, sarı boya içeren maddelerin eşyaların fazla olduğu evlerde ve bazı balıklarda var.

Alimünyum, antimon: Çocukların pek çoğunun ağzına aldığı silgide vardır.

Arsenik, kurşun: Tahta boyalı oyuncaklarda var. Laminant parkeler preslenirken içine arsenik içeren yapıştırıcı koyuluyor. Gün boyu arsenik buharlaşıyor ve ortamda solunarak vücuda giriyor.

Cıva kaynakları: Egzoz gazları, böcek ilaçları, amalgam (siyah renkli) diş dolguları, içme suları, keçe, kulak ve burun damlaları, bazı aşılar, kontakt lens solüsyonları, çamaşır yumuşatıcıları, deniz ürünleri, talk pudra, bazı kozmetikler, ahşap koruyucuları, yer cilaları ve parlatıcıları, bazı sıkılaştırıcı kremler.

 

 

 

Kaynak:
Nükleer tıp uzmanı Dr. Cem KINACI 

MAİL GRUBUMUZA ŞİMDİ KATILIN