Atipik Otizm Regresif Otizm Uyaran Eksikliği Dil & Konuşma Bozukluğu Aile Danışmanlığı
Otizm ve Biyolojik Yöntemler

GLUTEN - KAZEİN İÇERMEYEN BESLENME


Literatüre göre, bu konu ile ilgili yapılan araştırmalar ve ebeveynlerin tecrübeleri, bazı otizm özellikleri olan çocukların buğday ve sütten elden edilen proteini sindiremediklerini iddia etmektedir. Gluten buğday, yulaf, çavdar ve diğer tahıllarda bulunur. Kazein ise sütte bulunan protein çeşididir. Süt ve tahılların dışında başka besinler de sorun yaratabilir ve çoğu zaman bunların sayısı birden fazla olabilir. Yiyeceklere ve kimyasal maddelere karşı toleranssızlığı saptamada bazı testler diğerlerinden daha etkindir. Hangi testlerin en uygun olduğunu saptamak dikkatli bir araştırmayı ve alanında uzman olan bir doktora danışmayı gerektirir. Bir doktorun gözetimi altında şüphelenilen besin ya da besin grubunu belirli bir süre için çocuğun diyetinden çıkararak ya da dönüşümlü olarak vererek duyarlılığı olan yiyecekler saptanır. Bu iş evde yapılabilir ve gerekli zaman ile yiyeceğe harcanan paranın dışında başka bir şey gerektirmez. Yiyeceklere karşı hassasiyetin sinir sistemini nasıl etkileyeceğini bilen bir uzmandan öğrenilerek uygulanması tercih edilmelidir.


VÜCUTTA MAYA ve MANTAR TEDAVİSİ


Candida albicans probleme yol açacak mantar çeşitlerinden biridir. Candida albicans ile otizm arasındaki olası bağlantı, tıp dünyasında bir tartışma konusudur. Bazı doktorlar aşırı miktardaki mantarı veya bünyesinde bununla ilgili olarak bulunan organizmaları azaltmak suretiyle bu çocuklara yardımcı olduklarını iddia etmektedirler. Dışkı analizi çeşitli mantar türlerini ortaya koyabilir. Her tür aşırı mantar çoğalması vücudun çeşitli işlevlerinde sorunlara yol açabilir.

Candida mayaya benzeyen ve normal olarak vücutta bir miktar bulunan bir mantardır. Uzun süren antibiyotik ya da hormon tedavisi mantarın çoğalmasına neden olur. Diğer olası nedenler şunlardır: Bağışıklık sistemini baskılayan ilaç tedavisi, herpes, su çiçeği, bağışıklık sistemini bozabilecek zehirli maddelere maruz kalma gibi. Mantar, vücutta şekerin olduğu ortamda daha rahat ürediği için, bazı ebeveynler çocuğun beslenmesinde şekeri en aza indirerek mantar enfeksiyonları ile başa çıkmaya çalışırlar. Mantarın aşırı üremesinin tedavisinde normalde mantar ilaçları verilir. Kantaron, sarımsak ve birtakım başka doğal kaynaklı formüllerin kullanımı mantar tedavisini desteklemektedir. Mantarı öldüren ilaçların verilmesi ile birlikte, içinde şeker ve mayanın bulunmadığı bir beslenme şekli de önerilir.


VİTAMİN TEDAVİSİ


Vitamin tedavisinde, vücut metabolizmasını normal hale getirmek amaçlanır. Bu tedavide çocuklara özellikle yüksek dozda B6 magnezyum minerali verilir. B6 vitamininin işlevi proteinin sindirimini kolaylaştırmaktır. Çalışmalar, B6 vitamininin beyin dalgalarının ve idrar kimyasının normal hale gelmesine yardımcı olduğunu, hiperaktiviteyi kontrol ettiğini, bağışıklık sistemini güçlendirdiğini ve alerjik reaksiyonların etkilerini azalttığını göstermektedir. Magnezyum, kemik oluşumunu destekleyen, sinir ve kas hücrelerinin bakımını sağlayan ve vücuttaki enzimlerin çalışmasını arttıran bir mineraldir. Metabolizma yönünden, bu ikisi diğer vitamin ve minerallerle alınmalıdır. Vitaminlerin etki göstermesi 60-90 gün sürer. Bu süre içinde çocukların ve ailelerin sabırlı olmaları ve tutarlılık göstermeleri gerekir. Önemli bir konu da, ilacın dozudur. Herhangi bir vitamin tedavisine başlamadan önce bir uzmana danışılmalı ve araştırma yapılmalıdır.

Kullanımda sözü geçen diğer takviyeler de şunlardır: Folik asit, A vitamini, yağlı asitler, C vitamini, çinko, dimetilglisin (DMG), trimetilglisin (TMG) ve melatonin. Teknik bir isme sahip olan dimetilglisin aslında bir besin maddesidir. Çocuklarına DMG veren ailelerden alınan bilgiler doğrultusunda; konuşma, göz teması, sosyal davranış ve dikkat süresi alanlarında iyileşme ve hareketlilikte artış olduğun iddia edilmektedir.
Sekretin
Sekretin hormonunun en iyi bilinen işlevi, sindirim için gerekli olan bikarbonat ve enzimlerin pankreastan salgılanmasını sağlamaktır. Otizmin belirtilerini yok etmek için, vücuda sekretin hormonu verilmesi ile otizmin belirtilerinden sorumlu olduğu tahmin edilen gıdadan gelen peptidlerin, daha kolay parçalanacakları düşünülmüştür. Ancak bu maddenin vücuttaki diğer sistemleri nasıl etkilediği bilinmemektedir.

 

ALERJİ ve OTİZM


Vücudun belirli bir maddeye ya da gıdaya karşı gösterdiği olumsuz reaksiyona alerji denir. Otistik özellikleri olan bazı çocukların alerjileri olduğu, bundan dolayı öğrenme ve davranış problemleri yaşadıkları iddia edilmektedir.

Alerjinin sık görülen bir çeşidi olan gıda alerjisi, bağışıklık sistemini de etkilemektedir. Bu tip alerjinin belirtileri arasında kusma, egzama, baş ağrısı,burun akıntısı,dudaklarda şişkinlik sayılabilir. Kulak ve yanaklarda kızarıklık,karında gaz ve şişkinlik, kabızlık, aşırı susama,düşük kan şekeri, göz civarında koyu halkalar,özellikle geceleri aşırı terleme,sık nezle ve burun akıntısı, şişmiş kızarık dudaklar,açıklanamayan döküntüler görüldüğünde otistik özellikleri olan çocukların ebeveynlerinin bir çocuk doktoruna başvurması gerekir.

Beyinsel alerji terimi; belirli bir maddeye olan hassasiyetin, beyine yapabileceği etkiyi belirtmek için kullanılmaktadır. Bu alerjik durum ya da hassasiyet beyin dokularının şişmesine ve tahriş olmasına yol açar. Bu durum toza karşı alerjik bir kişide burnun kızarmasına ve tahriş olmasına çok benzer; ancak beyinde dokuların şişkinliğini görmemiz imkansızdır, belirtiler öğrenmede ve davranışta kendini gösterir. Herhangi bir gıda maddesi alerjik olabileceği gibi, şeker gibi bazı gıdalar davranış bozukluklarına yol açan şüpheliler listesinde yer alabilir. Bu davranış bozuklukları ruh halinde oynamalar, akılcı olmayan davranışlar, huysuzluk, uyku bozuklukları, sinirlilik hali gibidir.

Besinlerin yanında bazı maddeler de alerjik reaksyiona neden olabilir. Hiperaktiviteye (aşırı hareketlilik), fosfatlar ve renk vericiler gibi besin katkı maddelerinin yol açtığı düşünülmektedir. Küfler, kimyasal maddeler, parfümler de alerji yapabilmektedir. Kurşun ve alüminyum gibi ağır metal zehirlenmelerde de otizme benzeyen davranış ve öğrenme problemleri de görülmüştür.

Bazı gıdaların alınması ile bağışıklık sistemini etkilemeyen, ancak yine vücudun reaksiyon göstermesine neden olan durumlar da ortaya çıkar. Buna vücudun o gıdayı tolere edememesi (örneğin sütün içindeki şekere yani laktoza hassasiyet gibi) denir.

HİPERBARİK OKSİJEN TEDAVİSİ

 

Hava ve Uzay Hekimliği Uzmanı Dr. Mustafa Alan, Özel basınç odalarında uygulanan “yüzde 100 oksijen”, diyabete bağlı ayak yaralarından otizme, karbonmonoksit zehirlenmesinden beyin ödemine ve kemik iltihaplarına kadar birçok hastalığın tedavisinde kullanıldığını, bu yöntemle kandaki oksijen miktarını artırdıklarını belirten Alan, böylece hastaların plazmasında maksimum düzeyde oksijen çözündüğünü ve dokulara giden oksijen miktarının arttığını anlattı. Oksijen ihtiyacının arttığı veya vücudun oksijeni aldığı halde kullanamadığı durumlarda bu yöntemin uygulandığını kaydeden Alan, bu tedavide hastaların, normalde içinde bulunulan atmosferik basıncın 2-2.5 katı basınç altında oksijen soluduklarını bildirdi. Hiperbarik Oksijen Tedavisi (HBOT) bir basınç odasında tümüyle basınç altına alınan hastaya aralıklı olarak % 100 oksijen solutmak suretiyle uygulanan medikal bir tedavi yöntemidir. HBOT 6000 den fazla çalışma ile desteklenmiş modern ve bilimsel bir tedavi yöntemidir.

OTİZM Tedavisinde Oksijen Dönemi

Tedavinin kullanıldığı hastalıklar listesinde olmamasına rağmen otizm hastalığında da hiperbarik oksijen kullanıldığını bildiren Dr. Mustafa Alan,”Otizmin asıl sebebi artık, anne karnındayken annenin kanından bir takım zehirlenmelere, kimyasallara maruz kalınması olarak kabul ediliyor” dedi. Eski yıllarda diş tedavisinde uygulanan ve içinde cıva bulunan amalgam dolgunun hamilelikte kullanılması, içinde ağır metaller barındıran deniz ürünlerinin hamilelikte çok tüketilmesi gibi durumlarda da bebeğin olumsuz etkilenebileceğini vurgulayan Alan, “Otizmin, bunlardan kaynaklanan beyin dokusunun zehirlenmesi olduğu düşünülüyor. Hiperbarik oksijen tedavisinin yaptığı etki, beyin dokusundaki zehri uzaklaştırmak. Bu tedavide otistik çocukların tamamen normale dönmesi beklenmiyor ama iyileşme sağlıyor” diye konuştu.

Basınç odası nedir HBOT nasıl uygulanır?

Basınç odası çelikten yapılmış, içerisine hava verilerek basınçlanabilen, içeride bulunan kişilere % 100 oksijen soluma olanağı sağlayan kabinlerdir. HBOT uygulamalarında hastaların büyük çoğunluğu normalde içinde bulunduğumuz atmosferik basıncın 2-2,5 katı basınç altında oksijen solurlar. Basınç odasının yanlarında lumboz olarak adlandırılan dışarıdan içerinin, içeriden dışarının gözlenmesine yarayan pencerelermevcuttur. Basınç odası içinde hastaların rahat bir biçimde oturmaları için koltuklar bulunmaktadır. Sedye üstündeki hastalar yatar vaziyette de tedaviye alınabilirler. HBOT uzman doktor ve tıbbi personel gözetiminde yapılır

Tedavi esnasında hastalar neler hisseder?

Tedavinin “dalış” olarak adlandırılan ilk dakikalarında hastalar içerideki basınç artışını, tıpkı bir uçak yolculuğundaki iniş sırasında ya da yüksek dağlardan aşağıya inerken hissettikleri gibi, kulaklarında hisseder. Hastalara artan basınç esnasında kulaklarındaki basıncı nasıl eşitleyecekleri anlatılır. Bu genellile basitçe yutkunarak, ya da burnu kapatıp hava üfleyerek gerçekleştirilir. Bu işlem sadece dalış esnasında, tedavi basıncına gelene kadar yapılır. HBOT her yaştaki hastaya uygulanabilir. Hastalar basınç odasına kendilerine verilen özel pamuklu kıyafetlerle girerler..

Tedavi ne kadar sürer?

Bir HBOT seansı, olguya göre değişmekle birlikte, genellikle 1,5-2 saat sürer. Hastaların büyük bir bölümü günde bir seans tedavi görürler. Ancak bazı acil durumlarda günlük seans sayısı dörde kadar çıkabilmektedir. Toplam seans sayısı hastalığa gore değişmektedir.

Tedavinin yan etkisi var mıdır?

En sık görülen yan etki basınç değişikliğinin kulak ve sinüslerde yaptığı etkidir. Bu durum tehlikeli olmayıp, basınç eşitleme yöntemlerinin öğrenilmesiyle önlenebilir. Diğer yan etkiler oldukça nadir görülmekte olup, oksijen toksisitesi, klostrofobi (kapalı yerde kalma korkusu) ve geçici miyopi olarak sıralanabilir.

HBOT etki mekanizması ve endikasyonları nelerdir?

Hiperbarik oksijen tedavisi (HBOT) basınç odası içine alınan hastaya %100 oksijen solutulması esasına dayanan bir tedavidir. Yüksek basınçta solunarak dokulara taşınan oksijen doku hipoksisinin yol açtığı akut veya kronik bir çok patolojide tedavi edici özellik taşır. Tedavi sırasında çözünen oksijenin doku oksijenisazyonunu arttırması sayesinde çok yönlü etkiler sağlanır. Bunlar;

Antihipoksik etki: HBOT uygulaması sırasında başta kan olmak üzere, vücut sıvı ve dokularında yüksek oranda oksijenin çözünmesine bağlıdır. Dokuda oksijen eksikliğine yol açan akut travmatik iskemiler, doku hipoksisi ile seyreden infeksiyonlar, yara iyileşmesinin geciktiği durumlar, periferik damar hastalıkları, ani işitme kaybı, retinal arter oklüzyonunda HBOT doku hipoksisini önleyerek sağaltıcı etkiler sağlar.

Antiödem etki: Oksijenin vazokonstriktif etkisiyle total perfüzyon azalır. Ayrıca, hipoksi nedeniyle artan kapiller geçirgenlik HBOT sayesinde düzenlenir, ekstravasküler kompartmana sıvı geçişi önlenir, böylece ödem geriler. Crush yaralanması, kompartman sendromu, reperfüzyon hasarı, beyin ödemi, yanık gibi patolojilerde antiödem etki büyük önem kazanır.

Antitoksik etki: HBOT Clostridium cinsi bakterilerin ekzotoksin üretimini inhibe ederek gazlı gangrende yaşam kurtarıcı etki gösterir. Ayrıca başta karbonmonoksit zehirlenmesi olmak üzere siyanid, hidrojen sülfid ve karbontetraklörür zehirlen-melerinde (CO) veya yardımcı ana tedavi ajanı olarak kullanılır.

Antibakteriyel etki: HBOT mutlak ve fakültatif anaeroblar ile mikroaerofilik aeroblar üzerine bakterisid, diğer bazı mikroorganizmalara ise bakteriostatik etkilere sahiptir. HBOT ile sağlanan yüksek düzeydeki oksijen bakterisid etkinin en önemli nedenidir. HBOT dolaylı yoldan da antibakteriyel etki sağlar; Nötrofillerin oksidatif yol ile aerob bakterileri öldürme kapasitesini arttırır, monosit ve makrofajların fonksiyonları doku oksijeninin normalleşmesiyle optimal düzeye ulaşır. Ayrıca bazı antibiyotiklerle, örneğin aminoglikozidler fluorokinolonlar, vankomisin ve teikoplanin ile sinerjistik etki gösterir.

HBOT’nun antibakteriyel etkilerinden infekte kronik yaralarda, gazlı gangren, Fournier gangreni ve nekrotizan fassit gibi nekrotizan yumuşak doku infeksiyonlarında, kronik osteomiyelitte, anaerobik mantar infeksiyonlarında yararlanılır.

Yara iyileşmesi üzerine etkisi: HBOT’nun sellüler hipoksi nedeniyle bozulmuş olan yara iyileşmesi üzerine etkisi fibroblastik aktivite, kollagen üretimi ve neovaskülarizasyonun artışı, epitelizasyonun desteklenmesi, osteoblastik ve osteoklastik aktivitenin optimizasyonu ile osteogenezin artışı şeklinde özetlelenebilir. Kronik yaralarda doku hipoksisi, ödem ve infeksiyon ana patolojilerdir. HBOT’nun yara iyileşmesi üzerine etkilerinden diyabetik ayak, arteriyel veya venöz damar hastalıklarına bağlı ülserasyonlar, osteoradyonekroz, enterit, miyelit, hemorajik sistit gibi radyasyon hasarları, adriyamisin başta olmak üzere ekstravazasyonlar, kronik osteomiyelit, kaynamayan fraktürler ve aseptik nekrozlarda faydalanılır.

HBO iskemiyi giderir, iyileşmeyi hızlandırır, tedavi maliyetini düşürür!

HBOT dekompresyon hastağı ve gaz embolisinde ana tedavidir. Tedavi sırasındaki basınç artışı ile hastalığa neden olan gaz kabarcıklarının küçülmesi ve klinik düzelme sağlanır.

 

 

 

 

(Kaynak: http://otizm-autism.tr.gg/CEM-KINACI_HBOT.htm)



 

(Kaynak: http://otizm-autism.tr.gg/CEM-KINACI_HBOT.htm)

MAİL GRUBUMUZA ŞİMDİ KATILIN