Atipik Otizm Regresif Otizm Uyaran Eksikliği Dil & Konuşma Bozukluğu Aile Danışmanlığı
Otizmin Nedenleri

OTİZMİN NEDENLERİ

 

Otizmin nedenleri üzerine uzun yıllardır Türkiye, A.B.D, Kanada, Avrupa, İsrail ve Uzak Doğu olmak üzere bir çok ülkede bilim adamları ve kurumlarca yoğun çalışmalar yapılmaktadır. Bu çalışmalar ‘Genetik Faktörler, Çevresel Faktörler ve Biyolojik Faktörler’  olarak üç ana başlık ekseninde toplanmış ve halen de yoğun birşekilde devam etmektedir. Her nekadar çalışmalarda farklı sonuçlar ve düşünceler ortaya çıkmış olsa da ulaşılan sonuçlar büyük resmin çok küçük bir parçasını bizlere sunmaktadır. Kaldı ki yapılan her bir araştırma sonucu için ‘Otizmin nedeni budur’ diyerek genelleyip sonucuca gitmemiz şuan için çok ama çok erken ve yanıltıcı olacaktır. Küresel bazda hala aydınlatılamamış çok fazla belirsizlik vardır. Bu bakımdan araştırmalar için daha çok zamana ve kaynağa ihtiyaç olduğu aşikardır.

Yine de Otizmin nedenlerini bulmak için bilim adamlarınca ‘Genetik, Çevresel ve Biyolojik Nedenli Faktörler’ üzerine yapılan bazı çalışmaları, sonuçlarını ve düşüncelerini paylaştığımızda sizlerin de bilgi ve düşüncelerinde şekillenme olacağı ve çalışmalarınıza ışık tutacağı kanısındayım.

 

ÇEVRESEL FAKTÖRLER OTİZM RİSKİNİ ARTTIRIYOR

Otizme sonradan etkisi bakımından çevresel faktörlerin önemli bir yeri olduğunu düşünüyorum. Bu faktörlerin bir kaçına değinecek olursak; çağın küresel dengelerinin bozulması sonucu bunun ekolojik sistem üzerindeki olumsuz etkileri, tarım sektöründe kimyasal ilaç kullanımının artması, tarım ürünlerinde organik yapının bozularak yapay gıda üretim (Genetiğiyle oynanmış ürünler) ve tüketiminin artması, radyasyon etkilerinin ciddi bir şekilde yaşam çemberimizin her noktasına etki eder hale gelmesi, gebelik ve bebeklik dönemlerinde ilaçların özellikle de antibiyotiklerin kullanımının yaşamımızın bir parçası haline gelmesi, sanayileşmeye paralel hava kirliğinin atması, araba egzozlarından çıkan yoğun miktarda zararlı gazlar, kozmetik ürünleri vb. kimyasal ürünlerin bizlerle birlikte çocuklarımızın yaşamının her alanına girmesi, yetersiz beslenme, vitamin eksikliği, etkileşim ve paylaşımdan yoksun aile ortamı, sosyal uyaran eksikliği, teknoloji bağımlılığı (Tv, bilgisayar) gibi geniş etki alanı olan faktörlerin artması ile otizm yelpazesi daha da geniş bir halka olmaya devam etmektedir. Dolayısıyla, öncesinde var olabilen genetik bir mutasyon ya da bireyin yaşamını etkilemeyecek ve dikkat çekmeyecek şekilde pasif durumda olan bazı belirtiler, bu saydığımız çevresel faktörler etkisiyle niteliksel ve niceliksel gelişim-değişim göstererek Otizmi karşımıza çıkartabilmektedir.

 

OTİZME NEDEN OLABİLEN GENETİK MUTASYONLAR

Bağımsız çalışan bir grup bilim insanı, tıp dünyasında ilk kez, çocuklarda otizm hastalığına neden olan birçok genetik mutasyonu tespit ettiklerini açıkladı.Nature dergisinde yayımlanan araştırmalar, geçmişteki sayısız bulguya da göz önüne alarak, beyin gelişiminde yüzlerce, hatta binlerce genetik farklılığın olumsuz rol oynayabileceğini gösterdi.

ABD’nin Yale, Harvard ve Washington Üniversiteleri tarafından gerçekleştirilen üç ayrı araştırmada ayrıca, çocuklarda otizm görülme riskinin anne-babanın yaşı ilerledikçe arttığını ve özellikle 35 yaş üstü babalar için bu riskin daha yüksek olduğu belirtildi. Bilim insanları yeni araştırmanın, otizm hastalığının biyolojik temelini anlamak adına doğru bir strateji kurmakta kendilerine yardımcı olacağını, geçmişte böyle bir imkanları bulunmadığını ifade etti. Ayrıca, hastalığın kalıtımsal riskleri ve çevre faktörleriyle olan bağlantısı üzerinde on yıllardır süren tartışmaların ardından, otizmin güçlü bir genetik temeli olduğu anlaşıldı. Araştırmacılar, söz konusu genetik mutasyonlara çok nadir rastlandığı ve araştırmalarda yer alan çocukların çok azında bulunduğunu belirtti. Çok nadir genetik mutasyonların deşifre edilmesiyle, tüm otizm vakalarının yüzde 15-20’sinin anlaşılabileceği, beyin gelişiminde yaşanan sorunların anlaşılmasında yeni mekanizmalar elde edilebileceği ifade edildi.

Otizm araştırmalarına dönüm noktası olabilecek üç araştırmada da, de novo mutasyonlar olarak bilinen ve nadir görülen genetik bozukluklara odaklanıldı. Kendilerinde hastalığın belirtisi olmamasına rağmen, çocukları otizm hastası olan çiftlerin kanlarındaki genetik materyal analiz edildi. Böylece, anne ve babadan gelmiş olabilecek genetik özelliklerin incelenmesi yerine, otizm hastalığına neden olabilecek ilk mutasyonların tespit edilmesi amaçlandı

De novo mutasyonları kalıtsal olmasa da, gebeliğin başlarında veya gebelik süresince doğal olarak ortaya çıkabiliyor. Birçok insanda bulunan de novo mutasyonlarının çoğu, beden ve zihin sağlığına tehdit oluşturmuyor.

Çalışmalardan ilkinde, Yale Üniversitesi’nde genetik mühendisi ve çocuk psikiyatri olan Dr. Matthew State, otizm ön teşhisi konulan ve otzim hastalığının belirtisini göstermeyen anne-baba ve çocukların oluşturduğu  200 kişide de novo mutasyonlarını saptamaya çalıştı. Araştırmada, birbirleriyle akrabalığı olmayan, otizm hastası iki çocuğun aynı genlerinde de novo mutasyonları tespit etti. Otizm ön teşhisi olmayan kişilerde ise benzerlik saptanmadı. Sate, “Bu sonuç, üzerinde 21 bin nokta bulunan bir dart tahtasında aynı noktayı iki defa vurmaya benziyor... Mutasyonun tespit edildiği genin otizm hastalığına neden olma ihtimali yüzde 99.9999” dedi. State ve ekibi, otizm hastası olan bir üçüncü çocuğun farklı bir geninde de de novo mutasyonu tespit etti. Ancak bu genin hastalığa sebep olma ihtimalinin daha düşük olduğu ifade edildi.

Washington Üniversitesi’nden Dr. Evan Eichler’in başını çektiği araştırmacılar, Yale Üniversitesi’ndeki araştırmanın benzerini 209 aile üzerinde yaptı. Aynı sonucu veren bu araştırmada, otizm hastası olan bir çocukta, aynı gende genetik bozukluk tespit edildi. İki araştırmadaki benzerlik bununla sınırlı kalmadı. Araştırmacılar, akraba olmayan iki otizm hastası çocukta, aynı gende de novo mutasyonu olduğunu tespit etti. Otizm teşhisi olmayan insanlar üzerinde yapılan incelemelerde ise benzer bir duruma karşılaşılmadı.

Üçüncü ve benzer bir araştırma, Harvard Üniversitesi’nden Mark Daly ve ekibi tarafından gerçekleştirildi. İlk iki araştırmadaki üç geni bulmaya çalışan Daly, bu genleri taşıyan daha çok vaka buldu. Daly, “Her insanda genel olarak en az bir de novo mutasyonu bulunuyor. Ancak bu araştırmada, otizm hastası olan çocukların bu mutasyonları daha yüksek bir oranda bulundurduklarını ve mutasyonun etkilerinin çok daha güçlü olduğunu gördük” dedi.

Elde edilen bulgular, geliştirilecek yeni tedavi yönteminin oldukça uzun zaman alacağına işaret ediyor. Ancak hem Eichler, hem de Daly, yüksek risk içeren genlerin, paylaşılan biyolojik süreçlerde etkileşim göstermesinin, tedavi bulunma sürecini azaltabileceğini belirttti. Eichler, “Henüz, buzdağının ucunu görüyoruz... Ama herkes nereden başlamamız gerektiği konusunda emin” ifadesini kullandı. Dr. State ise “Bence çok önemli bir yerdeyiz, çünkü yıllardan beri bu alanda çalışıyorum ve hastalığa neden olan bir geni bile bulamamıştık” dedi.

 

EBEVEYN YAŞ ARTIKÇA OTİZM RİSKİ ARTIYOR

Her üç araştırma, otizm riskinin anne-baba yaşınının ilerlemesiyle arttığını gösterdi. Dr. Eichler, 51 de novo mutasyonu üzerinde yaptığı analizde ise erkeklerdeki DNA’nın kadınlara kıyasla genetik bozukluğa neden olma ihtimalinin dört kat daha fazla olduğunu tespit etti. Otizm hastası bir çocuğa sahip olma riskinin, 25 yaşındaki erkeklere kıyasla 35 yaşındaki erkeklerde artması, yaş faktörünün etkisi iyice gözler önüne serdi.

Bilim insanları yaş farklıyla ortaya çıkan etkiyi, “yaşlı erkeklerin spermlerinin beyin gelişimini etkileyebilecek genetik bozukluklara neden olabileceği ihtimaline” dayandırdı.

 

OTİZMDE GENLERİN KİLİT ROLÜ

Yüzlerce küçük genetik değişikliğin otizmde rol oynayabileceği, bu değişikliklerin beyin hücreleri arasındaki bağlantıyı etkileyebileceği belirlendi

"Neuron" dergisinde yayımlanan üç araştırma, otizmde genetik değişikliklerin kalıtsal olmadığı varsayımını güçlendirdi.

Çocuklarından biri otistik olan iki çocuklu yaklaşık bin aileyi kapsayan araştırmalardan birinde, otistik çocukta genetik değişiklilere uğrama riskinin, erkek ya da kız kardeşinden 4 kat fazla olduğu ve değişikliklerin kendiliğinden meydana geldiği görüldü.

Araştırmalardan birine imza atanlardan Dr. Michael Wigler, sonuçlara göre, genetik değişiklik çeşitliliğinin çok fazla olduğunu, bu nedenle bir otizm türüne yönelik özel tedavinin diğer türlerde hiçbir etkisinin olmayabileceğini belirtti.

Wigler ve ekibinin çalışması, ilk kez genomda (kromozomlarda bulunan genetik şifrelerin tamamı) 250-300 bölgenin bulunduğunu, bu değişikliklerin bir otizm türüne yol açabileceğini gösterdi.

İkinci araştırmayı yapanlardan Yale Üniversitesinden Dr. Matthew State de bu araştırmaların otizmin "yapısının" anlaşılması açısından önemli bir adım olduğunu vurguladı.

Üçüncü araştırmaya imza atanlardan Dr. Dennis Vitkup da yaptıkları incelemelerin, otizmin sinir hücreleri arasındaki iletişimin bozulmasından kaynaklandığına ilişkin varsayımı desteklediğini ifade etti.

Otizmin Nedeni, Silinmiş Genler mi ?

Beyindeki nöron ve snaps bağlantılarının hatalı olması silinmiş genlerle ilişkili olabilirmiş.

Mount Sinai Tıp Fakültesi araştırmacıları tarafından yönetilen, güçlü bir dizi genetik analizle otizm spektrum bozukluğu tanısı olan bireylerin yüzlerce genomu tarandı ve bazı genlerde silinme olduğu keşfedildi.

Otizmli ve otizmli olmayan insanlar arasında yapılan araştırmalara göre; genlerdeki silinmenin otizmlilerde çok daha fazla sayıda gen üzerinde meydana geldiği tesbit edildi.

Çalışma grubunun yüzde yedisinin genleride olması gereken iki kopyadan biri yoktu .

Bilim adamlarının bu raporu, American Journal of Human Genetics, de yayınlandı.

Analizlere göre, genlerdeki bu silinmeler snapslarda hatalı bağlanmaya ve beyin nöronlarının aktivitesini değiştirmeye neden oluyor.

Mount Snai Tıp Fak. Genetik ve Genomik ve Nörolojik bilimlerde görevli olan çalışmanın baş araştırmacısı, Joseph D. Buxbaum;

“Bu bir ya da iki geni etkileyen küçük silinmelerin otizm hastalığının gelişme riskine katkıda bulunan ve ortak gibi görünen ilk bulgudur.

Bizim riskin tezahürünü gerçekten kesin olarak anlamamız için diğer bağımsız örneklerle genişletilmiş bir dizi çalışma daha yapmamız gerekmektedir ve bu süreç hala da devam etmektedir “ diyor.

25’in üzerinde kurum ve Mount Sinai’den bir grupla oluşturulan konsorsiyumun Otizmli bireylerin binlerce genom analizine devam etmesi için Ulusal Sağlık Enstitüleri 7 milyon dolarlık hibe yapmıştır.

Dr Buxbaum ;

“ İlk bakışta, Otizmli nüfusun eksik genleri nüfusun yaklaşık yüzde birini etkiliyor. Otizme, genetik ve çevresel faktörler arasındaki karmaşık bir etkileşimin neden olduğu düşünülmektedir.

Bozukluk genlerle ilgili olmasına rağmen, otizm vakalarının çoğu bilinen kalıtsal nedenlere bağlanamaz. “ diyor.

Bu çalışmada araştırmacılar, gen silinmesi, genlerin duplikasyonu veya küçük kopya sayısı varyasyonlarını araştırdı.

Otizmli bireyler ve bozukluğu olmayan “kontrol” grubu arasında.

çalışma yapmak için örnek kümesindeki kan örneklerinde 22.000 insan genomu incelendi ve sonuçlar (XHMM) programı kullanarak analiz edildi.

431’i Otizmli ve 379 kontrol grubu olmak üzere toplam 811 kişi, analiz edildiğinde;

Otizmli grubunda 803,

Kontrol grubunda 583 gen silinmesi bulundu.

Üstelik Otizmli nüfusta birden fazla küçük silinme vardı.

Dr Buxbaum;

“ Gen silinmesi, genetik miras nedeniyle olmamaktadır.”

“Yumurta ya da sperm gelişimi sırasında meydana gelen olaylar nedeni ile gelişen silinmeye bağlı olarak otizm bozukluğu oluşması ihtimali kuvvetli görünüyor. ” diyor.

Araştırmacılar daha sonra , otizmli grupta bulunan silinmeleri incelemiş ve bunların önemli bir bölümünün otofaji ile ilgili olduğunu bulmuşlardır. Otofaji, değişmiş membranlar ve organeller tarafından hücre sağlığını korumaya çalışan anahtar bir süreçtir.

Dr Buxbaum; “ otofaji beyin gelişimi için çok önemlidir.

Çünkü beyin, ihtiyacından çok daha fazla sinaps üretir ve aşırı üretimin tekrar budanması gereklidir. Çok fazla veya çok az sinaps, iyi iletişim yapmaya engeldir. Aşırı kablolanma dediğimiz bu olayda mesajların iletilmesi çok geç ve düzgün ulaşmaya engel olabilir. ”

Dr Buxbaum , “ Araştırmacılar, bulguların klinik bir öneme sahip olacağına inanıyorlar. Kopya sayısı varyasyonları bir anahtar olabilir ve otizmli nüfus için genetik test geliştirilmesini sağlayabilir.” diyor.

 

AİLESEL VE ÇEVRESEL FAKTÖRLER İLE OLUŞAN GENETİK MUTASYONLAR

Nükleer Tıp Uzmanı Dr. Cem KINACI oğlunun otizm tanısı almasını takiben yaptığı araştırmalar neticesinde elde ettiği bilgilerle; Otizmin aslında ailesel ve çevresel faktörler nedeni ile oluşan genetik mutasyonlar zinciri olduğunu ve bu mutasyonların, yarattığı metabolik problemler sebebiyle oluşan davranışsal, bilişsel ve iletişimsel sorunlar yumağı olduğunu ifade etmektedir. 

Market raflarından rahatlıkla alıp tükettiğimiz birçok hazır yiyeceğin içeriğinde, raf ömrünü uzatmak için konulmuş koruyucu katkı maddeleri bulunuyor. Gıda ürününün içinde bozulmaya sebep olacak mantar ve küfleri öldüren bu maddeler, vücuda girince aynı tahribata devam ediyor.
Gıdaların parçalanıp kan yoluyla organlara dağıtıldığı bağırsaklarda bulunan iyi mantar ve bakterileri de yok eden katkı maddeleri, bağırsağın süzme kabiliyetini azaltıyor. Bu yüzden dışarı atılması gerekirken kana karışan toksik (zehirli) maddeler ve kurşun, civa, alüminyum, uranyum, arsenik gibi ağır metaller vücuda yayılıyor.

Nükleer tıp uzmanı Dr. Cem Kınacı, birçok hastalığa bu ağır metallerin sebep olduğunu söylüyor. Çünkü metaller başta beyin, karaciğer, böbrek, kemik iliği olmak üzere yağ oranı yüksek dokulara yerleşiyor. Yerleştiği dokuyu hasara uğratan ağır metallerin vücuttan atılması, uzun bir tedavi sürecini gerektiriyor. Ayrıca, tahribat sonucu bağırsakta iyi mantar ve bakteriler azaldığı için gıdalardan vücuda girmesi gereken, zehirli maddelerden temizleyici vitamin ve mineraller yeterince geçemiyor.
Vücuttan atılamayan zehirli maddeler karaciğerde hasar oluşturursa siroz, kemik iliğinde birikirse lösemi, beyinde yerleşince bulunduğu bölgeye göre otizm, epilepsi, alzheimer, demans, migren adı verilen hastalıklara sebep oluyor. Bunların hastalık değil sonuç olduğunu belirten Dr. Kınacı, asıl sorunun bağırsak geçirgenliğinin bozulması olduğunu söylüyor. Bu durumun tedavisi için öncelikle doğru beslenmeye başlamak gerektiğini vurgulayan Dr. Kınacı şöyle konuşuyor:  "Türklerin yüzde 45'inde GSH1 geni hiç bulunmaz. Bu gen glutatyon denilen vücudun en güçlü antioksidanının kontrolünü sağlar. Tek başına bu gen kontrol etmiyor; ama bunun eksik olması vücudu temizleyen antioksidanların yeterince üretilememesine sebep oluyor. O yüzden Türkler kefir, yoğurt, turşu, boza, şalgam gibi antioksidanları dışarıdan sürekli almaya çalışmış. Son zamanlarda hastalıkların artmasının sebebi, zaten böyle bir genetik altyapısı olan bir milletin çok fazla toksik madde ile bir araya getirilmesi neticesinde bir patlama yaşanmasıdır. Bir an önce doğal ürünlere geri dönmemiz, raf ömrü uzatılmış her türlü üründen uzak durmamız lazım. Burada hanımlara çok iş düşüyor. Hazır almak yerine yiyeceklerini kendileri yapmalı, koruyucu katkı maddesi içeren ürünlerden ailelerini uzak tutmalılar." Hastalıkların tek bir sebebe bağlı olmadığını, genetik yatkınlık ile birlikte çevreden damla damla gelen olumsuz etkilerin vücut dengesini bozduğunu ifade eden Dr. Cem Kınacı, son yıllarda damlaların çoğaldığına dikkat çekiyor.

Ağır metaller vücuda nasıl giriyor?
Ağır metaller pek çok kaynaktan alınıyor ve sanayileştikçe bu kaynakların sayısı hızla artıyor. Motorlu araçların yaydığı egzoz gazları ve kurşun borularla evimize ulaştırılan sular, en başta sayabileceğimiz ve en sık karşılaştığımız örneklerdir.
Talyum: Kalp kaslarını tahrip ediyor. Cips ürünlerinde çok fazla bulunuyor.
Uranyum: Sarı rengin hâkim olduğu, sarı boya içeren maddelerin eşyaların fazla olduğu evlerde ve bazı balıklarda var.
Alimünyum, antimon: Çocukların pek çoğunun ağzına aldığı silgide vardır.
Arsenik, kurşun: Tahta boyalı oyuncaklarda var. Laminant parkeler preslenirken içine arsenik içeren yapıştırıcı koyuluyor. Gün boyu arsenik buharlaşıyor ve ortamda solunarak vücuda giriyor.
Cıva kaynakları: Egzoz gazları, böcek ilaçları, amalgam (siyah renkli) diş dolguları, içme suları, keçe, kulak ve burun damlaları, bazı aşılar, kontakt lens solüsyonları, çamaşır yumuşatıcıları, deniz ürünleri, talk pudra, bazı kozmetikler, ahşap koruyucuları, yer cilaları ve parlatıcıları, bazı sıkılaştırıcı kremler.

 

Prof Dr. Ahmet AYDIN’ ın Otizm Üzerine Çalışması:

Davranış tedavileri ile kombine edildiğinde biyomedikal tedavilerle hastaların belirgin ilerleme kaydedeceklerini ve hatta hepsi olmasa bile birçok çocuğun erken teşhis ve tedavi ile tamamen iyileşmesinin bile mümkün olabileceğini vurgulamaktayız.

Klasik nöropsikiatrlar da 50-60 yıl gibi oldukça kısa bir zaman diliminde genetik bir hastalık sıklığının bu kadar artmaması gerektiğini biliyorlar. Ama yine de genetik teoriden vazgeçmiyorlar. Çünkü onların birçoğu otizm sıklığının yıllar içinde artmadığını sadece tanı kriterlerinin değiştiğini ya da hekimler ve aileler bu konunun üzerine çok düştüğü için otistik çocuk sayısının artmış gibi göründüğünü iddia ediyorlar.

Acaba bu iddia ne kadar doğrudur?

Bu durumu daha iyi aydınlatmak için Mark R. Blaxill isimli bir bilim adamı 1960-2004 yılları arasında elliden fazla otizmde sıklık çalışmasının toplu analizini yapmıştır (1).

Bu analiz, otizmdeki artışta tanı kriterlerinin değişmesinin fazla bir payının olmadığını göstermektedir.

Blaxill’in yaptığı çok ayrıntılı incelemeye göre;

Yetmişli yıllarda ABD’de 3/10,000’in altında olan otizm sıklığı,

Doksanlı yıllarda 30/100,000’in üzerine çıkmıştır.

yani 20 yıllık zaman diliminde en az on kat artmıştır. Otizm spektrumu tümü ile dikkate alındığında aynı zaman diliminde 5-10/10,000 olan sıklık 50-80/10,000’e yükselmiştir.

ABD’de yayınlanan Ulusal Sağlık İstatistik raporuna göre;

2007de 1:86 olan otizm sıklığı

2012’de 1:50’ye yükselmiştir (2013 CDC raporuna göre; Otizm, yaklaşık 50 doğumda 1 çocuğu etkileyen önemli bir sorun.)

1. Blaxill MR. What’sGoing On? TheQuestion of Time Trends in Autism. Public Health Rep. 2004; 119(6): 536–551.

2. http://www.cdc.gov/nchs/data/nhsr/nhsr065.pdf

Son yıllarda giderek artan otizmin nedenleri:

• Antibiyotik kullanılmasının artması

• Metal içeren aşıların ve metal içermeyen ama çok sayıda canlı virüsün bir arada bulunduğu aşıların (Kızamık-Kızamıkçık-Kabakulak-MMR gibi) kullanılmasındaki artış.

• Ekilebilir toprakların fakirleşerek sebze ve meyvelerdeki vitamin ve mineral içeriğinin düşmesi.

• Omega-3 tüketiminin azalması

• Probiyotiklerden zengin gıdaların tüketiminin azalması

• Rafine gıdaların aşırı tüketilmesi

• Sezaryen doğumların aşırı artması

• Yeteri kadar güneşlenilmemesi (D vitamini yetersizliği)

• Ağır metal, radyasyon, elektromanyetik dalgalar, hava kirliliği, ilaç ve toksinlere fazla maruz kalınılması.

Hastalarınız arasında otizm teşhisi almadan, sadece metabolik sorunları nedeni ile size başvurup, sonradan otizm tanısı alan çocuklar var mı?

Yani başlangıçta çocuğun ruhsal ve motor gelişimi tümüyle normal iken kazandığı özellikleri yavaş yavaş kaybeder. Regresif otizm denilen ve büyük çoğunlukta görülen otizmin bu tipi genellikle tedaviye daha iyi cevap verir.

Yapılan çeşitli araştırmalarda otizmli çocukların % 2.7 ile % 10’unda kalıtsal bir metabolik hastalık saptanmıştır. Bu nedenle her kronik hastalığın beslenmeyle ilişkisi var, otizmde bu ilişki daha da güçlüdür.

Ama bazı diyet uygulayan aileler, çocuklarında herhangi bir değişiklik gözleyemeyebiliyorlar. Bunun sizce nasıl bir anlamı olabilir?

Otistik çocukların tedavisinde ilk yapılması gereken şey kazeinsiz-glütensiz bir diyettir. Bu çocukların en az üçte ikisinde kazeinsiz-glütensiz diyet etkilidir. Glütene (unlu gıdalar) ya da kazeine (süt ve sütten yapılan gıdalar) aşırı düşkün ve ağrı eşiği yüksek olan çocuklarda bu oran daha da yüksektir.Glütene ya da kazeine aşırı düşkün olmayan ve ağrı eşiği düşük çocuklar ise diyetten az etkilenirler ya da hiç etkilenmezler. Otizmli bireylerin birçoğunda glütenli (buğday unundan yapılmış) ve/veya kazeinli (sütten yapılmış) gıdalara aşırı bir düşkünlük vardır. Sindirilmeden kana geçen kazeinomorfin ve glütenomorfin bileşikleri küçük çapta bir morfin bağımlılığına yol açabilir. Takdir edersiniz ki kronik morfin zehirlenmesinin beyin fonksiyonları üzerine birçok olumsuz etkisi var.

Her besin desteği ya da ilaç, her çocuğa aynı oranda fayda sağlayamıyor ya da bazen geri tepebiliyor. Bu nedenle birçok ortak prensipler olmasına rağmen her otizmli çocuğun ayrı bir birey olduğunu düşünerek, biyomedikal tedavileri de o çocuğa özgü bir şekilde yapmalıyız. Bazı nütrigenetik testler (gen polimorfizmleri) ile bunlar gösterilebilir ama bireysel farklılıkların olduğunu da unutmamalıyız. Bu testler beslenme tedavisinde yol gösterici olabilir.

 

AŞILAR VE OTİZM!

Bu bağlamda, bazı çocuk hekimleri, nörologlar, psikiatristler ve ebeveynler bazı bilimsel ipuçlarını dayanarak otizmdeki bu artıştan kısmen bazı aşılarda bulanan timerosal adlı cıva ve alüminyum gibi metallerin sorumlu olduğunu ileri sürdüler. Aynı çevreler bu artışta ağır metal içermemesine rağmen Kızamık-Kızamıkçık-Kabakulak aşısının (MMR aşısı, üç canlı virüs içerir) da payı olduğunu iddia etmeye başladılar. Fakat tıbbi kanaat önderlerinin büyük çoğunluğu aşıdaki timerosal ve alüminyumun ya da MMR aşısının otizme neden olduğu fikrinin bilimsel bir dayanağının olmadığını, bir safsata olduğunu söyleyerek karşıtlarını suçlamakta ve yüz milyarlarca dolar bütçesi olan aşı firmalarının örtülü ya da açık desteği ile yapılan bazı araştırmaları göstererek kendi haklılıklarını bilimsel olarak kanıtlamaya çalışmaktadırlar. Gerçekten de aşı firması destekli bazı araştırmanın sonuçları otizm tablosu ile MMR ya da timerosal içeren aşılar arasında bir bağlantı olmadığını göstermektedir (6-8). Buna karşın böyle bir ilişkinin varlığını gösteren çalışmalar da mevcuttur. Ama ana akım tıbbi çevreler, nedense bunları görmezden gelmektedirler.

Cıva ile otizm arasında hiçbir ilişki olmadığını ileri süren firma destekli bu araştırmalardan biri Patric Ip ve arkadaşları tarafından 2004 yılında ünlü Journal of Child Neurology’de yayınlandı (7). Birçok otorite de bu makaleyi ‘aşı otizm yapmaz’ iddiasının sağlam kaynaklarından biri olarak gösterdi. Fakat 2007 yılında Catherine DeSoto aynı araştırmanın verilerinin istatistik çalışmasını tekrar yaptığında cıva ile otizm arasında çok manalı bir ilişki olduğunu ortaya koydu. Editörü bu makaleyi bir özür yazısı ile birlikte aynı dergide yayınlandı (10).

7 Temmuz 1999’da Amerika Pediatri Kurumu (AAP) ve Amerika Birleşik Devletleri Halk Sağlığı Servisi (PHS) bileşik bir toplantı yaparak kesin bir kanıt olmamasına rağmen bir önlem olarak (çok fazla gönüllü olmasalar da) tiomerosalin (cıva) aşılardan çıkartılmasına karar verdiler. O tarihten itibaren ABD’de cıva kademeli olarak aşılardan çıkartıldı (bazı grip aşılarında hala vardır). Fakat ABD ve Avrupa ülkeleri bu tip aşıları niçin yasaklamışlardı? ABD, İngiltere ve Danimarka’da yapılan aşı firmalarının ısmarladıkları ve sonuçlarını tahrif ettikleri araştırmaları bilimsel dayanak olarak ileri süren ülkemizin kanaat erbapları, ‘cıva otizme yol açabilir’ diyenleri halk sağlığını tehlikeye atan aşı düşmanları ilan edip suçladılar. Peki, bu üretici ülkeler, ucuz bir koruyucu olmasına rağmen kendi ülkelerinde sattıkları aşılardan cıvayı niye çıkartmışlardı?

Timerosal şu anda (bazı grip aşıları hariç) bütün aşılardan çıkartılmaya başlanmıştır.Neyse ki T.C Sağlık Bakanlığı, artık içerisinde timerosal olmayan aşıları ithal edeceğini 2007 yılı içerisinde duyurdu ve büyük ölçüde aşılardaki cıva çıkartıldı.

Belki tek sebebi ağır metal birikimleri olmayabilir ama katkısı olduğu da bana göre yadsınamaz. Ayrıca Sağlık Bakanlığının 2005 yılındaki Türkiye Kamu Sağlık Araştırma Programı’nda “Cıva ile nöropatilerin ve Otizm‘in ilişkisini bilimsel çalışmalar ortaya çıkarmıştır” açıklaması da ortada iken, bu kadar çocukta yüklü miktarlarda bulunmaları tesadüf olabilir mi? Çevresel kirleticilerin etkisi mi, aşılardaki toksik metallerin katkısı mı daha etken? Otistik çocukların önemli bir bölümünde kan ve doku cıva düzeyleri yüksektir. Ama her otistik çocukta cıva yüksek değildir. Yani cıva otizmin önemli bir nedenidir ama tek nedeni değildir. Kurşun, alüminyum gibi ağır metallerin yanında sütteki kazein, buğdaydaki glüten, tarım ilaçları, böcek ilaçları ya da çok sayıda başka toksin de otizme yol açabilmektedir. Ülkemizde en çok görülen ağır metal açık ara kurşun olup, cıva ikinci sırada gelmektedir.

Aşılar sadece ağır metal açısından mı etkiliyor çocukları, bağışıklık durumları ile de ilgisi var mı? Ayrıca, aşılarda timerosal dışında hangi katkı maddeleri bulunur? Aşılarda;

• Etilen glikol: Antifrizde bulunan bir toksindir. Antifriz çocuk gelişimini bozabilir ve kısırlığa ve asidoza neden olabilir.

• Fenol: Dezenfektan bir boyadır.

• Formaldehit: Kanser yapan bir kimyasaldır.

• Alüminyum: Aşıda antikor cevabını arttırmak için kullanılır; Alzheimer, epilepsi, otizm ve kansere neden olabilir.

• Neomisin ve streptomisin: Antibiyotik olarak kullanılır. Bazı insanlarda alerjiye yol acar. Grip aşısı ayrıca yumurta alerjisi olan kişilerde nadir de olsa kurdeşen ve anaflaksi şoku gibi alerjik reaksiyonlara neden olabilir.

Kızamık-kızamıkçık-kabakulak aşısı timerosal içermese de otizme neden olabilir. Bunun temel nedeni otizme eğilimi olan çocuğun bağışıklık sisteminde olan yetersizlik halidir.

Normalde bağırsaktaki faydalı mikroplar (probiyotikler) Th1 adı verilen bağışıklık hücrelerinin yolunu uyarır. Bu yolun uyarılması mantarlar ve virüslerin vücuttan uzaklaştırılmasını sağlar.

Sezaryen doğum, anne sütünün kullanılmaması, doğal olmayan katkılı gıdaların aşırı tüketilmesi, ekşimeyen yoğurtların ve kaymak bağlamayan pastörize ya da UHT teknolojisiyle üretilmiş sütlerin tüketilmesi, geleneksel fermente gıdaların (kefir, yoğurt, turşu, sirke vb) az tüketilmesi ve sık antibiyotik kullanılması bağırsaktaki faydalı mikrop düzenini büyük ölçüde alt üst eder.

Bu sırada Th2 yolu ise aşırı uyarılır; sonuçta bağırsak geçirgenliği artar, bazı maddeler bağırsaktan kana sindirilmeden geçer. Vücut tarafından düşman olarak algılanan bu maddeler bağışıklık sistemi tarafından tahrip edilir. Bu sırada sağlam dokular da bundan zarar görür. Astım, egzama, tiroidit ve çeşitli otoimmün hastalıklar oluşur.

Th1 yolunun yetersiz uyarılması halinde vücut mantarlar ve virüsler ile gereği gibi mücadele edemez. Bu nedenle Kızamık-kızamıkçık-kabakulak aşısındaki 3 canlı virüs ile birden baş edemez. Yine aynı nedenden dolayı otistik çocuklarda mantar enfeksiyonları ve alerjik hastalıklar sıktır. Bu nedenle kızamık aşısı tek olarak yapılmalıdır. Kızamıkçık ve kabakulak hastalıkları hafif geçirildiği için bu hastalıklara karşı aşılanma gerekmez. Ama maalesef piyasada artık kızamık aşısı tek olarak bulunmamaktadır.

Aşılarla ilgili geçmişte eleştirdiğiniz konular oldu. Aşıların tehlikelerinden bahsederken bebeklerin hatta halk sağlığı ve gelecek nesiller adına endişeleri olan bir kesim de var. Bu konuda neler söyleyeceksiniz? Siz aşı yapılmasın mı diyorsunuz, yoksa aşılamanın daha hafif bir programı olsun, aşı içerikleri toksik metallerden arındırılsın mı diyorsunuz?

• Elbette aşı yapmalıyız ama bunu yaparken de çocuklarımızı riske etmemeliyiz.

• Devletin zorunlu tuttuğu aşıların dışında aşı yaptırmayınız.

• Kızamık aşısı mümkünse tek yapılmalıdır. Kızamıkçık ve kabakulak hastalıkları hafif geçirildiği için bu hastalıklara karşı aşılanma gerekmez.

• Grip aşılarının bazıları hala timerosal içermektedir.

Suçiçeği, ishal (rotavirus) ve grip aşıları Ulusal Aşı Takvimine dahil aşılar değildir. Kişiler özel bir hastalık risk grubunda değilseler bu aşıları yaptırmak zorunda değildir.

Aşılardaki bir sorun da aşı mikroplarının patentlenme sorunudur. Biliyorsunuz ilaç firmaları patentleri ile para kazanırlar. Doğal bakteri ve virüslerin ise patentini alamazlar. Bu yüzden genetiği değiştirilmiş mikroplarla aşı hazırlarlar. Bu aşıların uzun vadeli zararları hakkında yeteri kadar bilgi sahibi değiliz. Üstelik patent nedeni ile bu aşılar için firmalardan izin almadan da çift-kör plasebo kontrollü çalışma da yapamazsınız.

Hayatın ilk 2-3 haftası içinde sağlıklı bir floranın oluşmaması bebeğin bağışıklık sistemini ciddi şekilde etkiler. Bu tip bebeklerin (özellikle sezaryen ile doğanların) bağışıklık sistemi standart aşılama programına uygun değildir ve ciddi sorunlara yol açabilir. Halbuki sağlıklı florası olan çocuklarda önemli bir sorun olmaz. Bu firmalar ancak kendileri ile bağlantıları olan bilim adamlarına aşı araştırması yaptırırlar.

Çocuk hasara uğramışsa aşı bardağı taşıran son damla olur. Çocukları aşılamadan önce bağırsak floralarını düzeltmek gerekir.

1. Belli bir risk yoksa 2 yaşına kadar hiç aşı yapmamak en iyisidir. Ama eğer anne Hepatit B taşıyıcısı ise bu süre içinde aşısı yapılmalıdır. Ayrıca yakın çevrede boğmaca, kızamık ve çocuk felci gibi aşıyla önlenebilen bir hastalık salgını varsa bu aşılar mutlaka iki yaşından önce yapılmalıdır.

2. Timerosal ve alüminyum aşılardan çıkarılmalıdır. Aşılara adjuvan olarak daha az zararlı kalsiyum fosfat kullanılabilir .

3. Her aşı tek yapılmalı ve aralarında en az 3 aylık bir süre olmalıdır.

Bize göre sadece şu aşılar yapılmalıdır;

a. Boğmaca (asellüler)

b. Difteri

c. Tetanos

d. Çocuk felci (Salk aşısı)

e. Hepatit B

f. Kızamık (tek aşı olarak)

g. Verem

 

Otizmli çocuklarda ortak metabolik ve diğer biyolojik sorunlar:

Mide-Bağırsak sorunları

Bağırsaklardaki faydalı/zararlı bakterilerin dengesizliği

Başta süt proteini ve buğday proteinleri olmak üzere çeşitli besin entoleransları

Vitamin, mineral ve amino asit eksiklikleri

Yetersiz güneşlenme (D vitamini eksikliği)

Ağır metal, tarım ilaçları ve diğer kimyasal ve fiziksel toksinlerin varlığı

Otizm’de diyet dediğimizde aileleri en çok zorlayan şeyler neler oluyor ?

Ev dışında beslenme tedavisini uygulamak çok zor.

Piyasada satılan hazır yiyeceklerin birçoğunda zararlı olabilecek katkılar var.

Glüten ve kazeinden yoksun gıdaları da bulmak zor.

Eve bağlı olan küçük yaştaki çocuklarda beslenme tedavilerini yapmak daha kolay ve tahribata daha az uğradıkları için tedavi başarısı da yüksek.

Birkaç istisna dışında ortada bariz bir genetik bozukluk yok. Ama olumsuz çevre şartları ve toksinler genler sağlam bile olsa onların fonksiyonlarını bozmaktadırlar.

 

Doğum öncesi tedbirler

Hamile kalınmadan en az 6 ay önceden itibaren anne adaylarının aşağıdaki tedbirleri alması gerekir (Bu tedbirler birçok doğumsal anormalliği, prematüriteyi, düşük doğum tartısını ve birçok hastalığı da önleyecektir).

• Varsa anne adayının dişlerindeki cıva içeren amalgam dolgu maddesinin çıkartılmalıdır.

• Cıva ve diğer ağır metalleri içeren balık ve deniz ürünlerinin yenmemesi (hamsi ve sardalye gibi küçük balıklar daha az ağır metal içerir).

• Gebelik sırasında timerosal (cıva) içeren aşıların aşılarının yapılmaması gerekir. İhtiyaç halinde ve tetanoz aşılarının timerosalsiz olanlarının yaptırılması (Grip aşılarının bazıları timerosal içerir. Ayrıca hamilelere grip aşılarının yaptırılması gerekmez. Çünkü grip sağlıklı beslenen bir gebeyi genellikle fazla etkilemez. Kaldı ki grip aşılarının koruyuculukları da oldukça kuşkuludur.

• Taş devri diyetinin yapılması (www.beslenmebulteni.com)

• Unlu ve şekerli gıdalardan kaçınılmalıdır.

• Bol taze sebze ve az şekerli meyve yenilmelidir.

• Hiçbir şekilde tatlandırıcı ve tatlandırıcı içeren ‘light’ hafif yiyecek ve içecek tüketilmemesi gerekir.

• Katkımaddesi ilave edilmiş, paketlenmiş gıdaları yenmemesi gerekir.

• Yeterli balık yağı (omega-3) alınması gerekir.

• Ayçiçeği, mısır, soya, pamuk ve margarin gibi omega-6 ve trans yağ asitlerinden zengin yağları diyetinizden çıkartın. Bunların yerine zeytinyağı ve doğal hayvani yağların (tereyağı, iç yağı ve kuyruk yağı) yenilmesi.

• Kefir, yoğurt, turşu, sirke, nar ekşisi ve boza gibi probiyotiklerden (faydalı mikroplar) zengin gıdalarla beslenilmesi.

• Ekşimeyen yoğurtların, kaymak bağlamayan sütlerin tüketilmemesi gerekir.

• Pastörize ve homojenize sütlerden mümkün olduğunca kaçınılması. UHT teknolojisi uygulanılmış olan kutu sütlerinin tüketilmemesi gerekir.

• Özgür dolaşan hayvanların etininin ve yumurtalarının yenilmesi gerekir.

• Çevresel toksinlerden uzak durulması gerekir.

Doğum sonrası bebekte alınacak ek tedbirler

• Zaten zorunlu olan fenilketonüri taramasının yapılıp yapılmadığının kontrol edilmesi (fenilketonüri de otizme yol açan bir hastalıktır, yenidoğan bebeklerin topuğundan bir damla kan alarak yapılır).

• İlk altı ayı tek başına olmak üzere anne sütünün bir yıl ya da daha iyisi iki yıl boyunca alınması

• Çocuklarda yutmayacaklarından emin oluncaya kadar florlu diş macunu ve ayrıca flor tableti verilmemesi (sodyum florür toksiktir). Diş çürüklerinin en önemli nedeninin unlu ve şekerli gıdalar olduğu unutulmamalıdır.

• Sağlık Bakanlığının belirttiği zorunlu aşılar dışındaki aşıların yaptırılmaması.

• Yeteri kadar kadar balık yağı (omega-3)tüketilmesi.

• Ek gıdaların doğal olmasına dikkat edilmesi ve un ve şeker içeren gıdaların mümkün olduğunca verilmemesi

• Bebeğin güneşlendirilmesi ya da D vitamini takviyesi verilmesi (günde kilo başına100 ünite verilmesi güvenlidir).

 

SONUÇ OLARAK OTİZM;

Genetik mutasyon ve çevresel faktörlerin etkisiyle anne karnında başlayabiliyor, dolayısıyla var olabilen genetik bir mutasyon ya da bireyin yaşamını etkilemeyecek ve dikkat çekmeyecek şekilde pasif durumda olan bazı belirtiler, bu saydığımız çevresel faktörler etkisiyle niteliksel ve niceliksel değişim-gelişim göstererek sonradan da Otizmi (Regresif Otizm) karşımıza çıkartabilmektedir.

 

Bilgilerinize.

 

Mehmet Küçükgöz
Özel Eğitim Uzmanı
Southern Russian Üniversity Ph.D.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Referanslar:

1. Kawashima H, Mori T, Kashiwagi Y, Takekuma K, Hoshika A, Wakefield A. Detection and sequencing of measles virus from peripheral mononuclear cells from patients with inflammatory bowel disease and autism. Dig Dis Sci. 2000;45(4):723-9.

2. O’Leary JJ. Measles virus and autism. Lancet. 2000 26;356(9231):772.

3. Singh VK, Jensen RL. Elevated levels of measles antibodies in children with autism. Pediatr Neurol. 2003;28(4):292-4.

4. Wakefield AJ. MMR vaccination and autism. Lancet. 1999;11;354(9182):949-50.

5. Singh VK, Lin SX, Newell E, Nelson C. Abnormal measles-mumps-rubella antibodies and CNS autoimmunity in children with autism. J BiomedSci. 2002;9(4):359-64.

6. Verstraeten T, Davis RL, DeStefano F, Lieu TA, Rhodes PH, Black SB, Shinefield H, Chen RT; Vaccine Safety Datalink Team. Safety of thimerosal-containing vaccines: a two-phased study of computerized health maintenance organization data bases. Pediatrics. 2003;112(5):1039-48.

7. Ip P, Wong V, Ho M, Lee J, Wong W. Mercury Exposure in Children With Autistic Spectrum Disorder: Case-Control Study. J Child Neurol.2004; 19: 431-434

8. Andrews N, Miller E, Grant A, Stowe J, Osborne V, Taylor B. Thimerosal exposure in infants and developmental disorders: a retrospective cohort study in the United Kingdom does not support a causal association. Pediatrics 2004;114:584-591.

9. Ball LK, Ball R, Pratt RD. An assessment of thimerosal use in childhood vaccines. Pediatrics 2001;107:1147-1154.

10. DeSoto MC, Hitlan RT. Blood Levels of Mercury Are Related to Diagnosis of Autism: A Reanalysis of an Important Data Set.J Child Neurol, 2007; 22(11): 1308-1311
11. Prof. Dr. Ahmet AYDIN

12. Nükleer Tıp Uzmanı Dr. Cem KINACI

13. NTV BİLİM

14. www.ntvmsnbc.com

15. www.mehmetkucukgoz.com

15. Mehmet KÜÇÜKGÖZ

16. Serpilgül Vural

 

 

 

 

 

MAİL GRUBUMUZA ŞİMDİ KATILIN