Atipik Otizm Regresif Otizm Uyaran Eksikliği Dil & Konuşma Bozukluğu Aile Danışmanlığı
OTİZMİN TARİHÇESİ

                                                                   OTİZMİN TARİHÇESİ
 


Otizm Spektrum Bozukluğu üzerine geçmişten günümüze yürütülmekte olan literatürv araştırmalarını incelediğimizde, bu tanı üzerine birçok yerde benze rdeğerlendirmeler yapıldığını görmekteyiz. 1938 yılında yapılan çalışmaylal iteratür sürecine dahil olan vakayı da ele aldığımızda aslında gerek öncesi gerek sonrası için bu vakaların görülme profillerinin ipuçlarını bize sunmaktadır. Bu vakaların tanılama kriterleri ile gelişen tıp ve akademik camianın güncel durumlarını düşündüğümüzde;  otizm tanılamalarının görülme sıklığında gerek kurumların gerekse de kişilerin sahip olduğu bilgi ve beceri durumlarındaki yeterlilik düzeylerindeki kısıtlılık ile otizmin yaşamımızda tanılama önceliğinin ya da otizmli bireylerin tanılanarak eğitim sürecine katıldığında ne eldeedilebileceğinin önemine ilişkin beklentilerin düşüklüğünün ciddi bir etken olduğu gözlenmektedir.  Otizm Spektrum Bozukluğuna ilişkin bu öncelikler ve donatsal yetersizliklerin varlığıyla geçmişten günümüze vakaların ele alınması düşünüldüğünde;  otizm tanısının geçmişte hiç olmaması ve ya çok az rastlanmasının tam aksi bir profille de günümüz dünyasında coğrafi farklılık gözetmeksizin görülme sıklığının ciddi artış göstermesinde günümüze özel oluşan şartlarla birlikte geçmiş dönemlere özel bu yetersizliklerden kaynaklı pasiflik gözardı edilmemelidir. 

 

Bu bilgiler ışığında 1943  yılında Kanner tarafından yapılan bir yoruma baktığımızda "O amaçsızca gülüyor, parmaklarını havaya kaldırarak kalıplaşmış hareketler yapıyordu. Kafasını oradan oraya sallayıp aynı ses tonuyla birşeyler mırıldanıyordu. Bunu büyük bir keyifle yapıyordu. Bir odaya konduğunda, insanları hiç önemsemeyip sallanıyor, nesnelere yöneliyordu. Hareketini önleyecek her adımı ve eli kızgınca itiyordu. "Kanner' in bu açıklamayı 5 yaşındaki Donald’a 1938’ te yaptığı ve 1943  yılında da yayımlanan “Autistic Disturbanceso fAffective Contact” isimli kitabında bu gözlemlere yer verdiğini görmekteyiz.

 

Ancak Kanner bozukluğun bazı yönlerini yanlış olarak yorumlamıştır ve onun erken dönemdeki yanlış yargılarının düzeltilmesi zaman almıştır. Örneğin, Kanner, çocukların zeki göründüklerinden ve zeka testinin bazı bölümlerinde başarılı olmalarından dolayı, bozukluğu zeka geriliği ile birlikte olmadığını bildirmiştir. Ancak zamanla bir çok çocukta zeka geriliğinin olduğu fark edilmiştir. Bununla birlikte Kanner’in orijinal gözlemi ile uyumlu olarak belli alanlarda gelişmiş beceriler sıkla gözlenmektedir. Kanner orijinal olgularında anne babaların iyi eğitimli ve işlerinde başarılı kişiler olduğunu bildirmiştir. Bu durum otizmin patalojik anne baba bakımından kaynaklandığını düşündürmüştür. Ancak birçok kanıt bunu desteklememiştir. Eğer birçok faktör kontrol edilerek araştırılırsa otizmde sosyal sınıf ayrımı yoktur. Ayrıca otistik çocukların anne babalarının anne babalık yetilerinde özgül bir sorun yoktur ve duygu-durum bozuklukları ve bazı gelişimsel güçlükler hariç psikiyatrik bakımından da fark göstermezler. Son olarak Kanner Eugen Bleuler’in tipik olarak şizofrenide ben merkezli düşünceyi tanımlamak için kullandığı otizm terimini kullanmıştır. Kanner otizm ve şizofreninin ilişkisiz olduğuna inanmışsa da bu kelimeyi kullanması yıllarca karışıklığa neden olmuştur. Bu konuda bozukluğun ciddiyetiyle ilgili bir inanış vardı. Otizm çok ciddi olduğundan şizofreninin devamı gibi düşünülmüştü.


Kanner olgu bilimlerinde dikkatli gözlemleriyle gelişimsel durumu ortaya koymuştur. Tanımında sosyal ilişkideki eksiklikleri ve olağan dışı davranışları vurgulamıştır. 1960’lar süresince otizm doğası ve etiyolojisi ile ilgili olarak çok karışıklık yaşanmıştır. 1960’ların erken dönemlerinde bozukluğun nöropatalojik bir bozukluk olduğuna dair kanıtlar toplanmaya başlanmıştır. Otizm ve çocukluk çağı şizofrenisi arasındaki benzerlikler, farklılıklar ve tanımlarındaki kavramsal güçlükler çeşitli komplikasyonlara neden olmuştur. 1970’lerin gelişiyle birlikte bozukluğun nörobiyolojik bir nedeni olduğunu düşündüren önemli kanıtlar toplanmıştır. Bu kanıtlar epilepsi nöbetlerinin sık görünmesi, olağan dışı ilkel reflekslerin uzun süre devam etmesi ve diğer nörolojik belirtilerdir. Ayrıca bu psikotik çocukların büyük gruplarıyla yapılan çalışmalar başlangıç yaşının bimodal dağılım gösterdiğini ortaya koymuştur. İsrael Kolvin, Michael Rutter ve diğerlerinin bildirdiği üzere erken başlangıçta grup Kanner’in tanımladığı özelliklere sahipti. Geç başlangıçlı (5–6 yaşından sonra) psikotik delüzyonları halüsinasyonları ve diğer belirtileri ile daha çok şizofreniye benziyordu. Ayrıca geç başlangıçlı grupta aile öyküsünde şizofreninin daha çok görülmesi iki grubu ayırt ettirebiliyordu.

 

Michael Rutter 1978’de aşağıdaki ölçütlere dayanarak tanının koyulmasını önerdiğinde bozukluğun sınıflamasında önemli bir adım atıldı:
1)Sosyal alanda gecikme ve sapma ( sadece zeka geriliği yüzünden değildir).
2)İletişim sorunları ( sadece zeka geriliği yüzünden değildir).
3)Streotipik hareketler ve manyerizmler gibi olağan dışı davranışlar ( aynılıkta ısrarlar).
4)Başlangıcın 30 aydan küçük olması.


Rutter’in tanımı ve otizm üzerinde yapılan çalışmalar DSM–3’ de bozukluğun tanımı üzerinde etkili olmuştur. DSM-3’de bozukluk ilk kez tanımlanmış ve yeni bozukluklar içinde yer almıştır. Otizmin şizofreniden farklılaşmasında DSM–3 “yaygın gelişimsel bozukluklar”terimiyle tanıştırmıştır. Bu terim otizmin gelişimsel süreçte ciddi bir normalden sapma olduğu ve bu nedenle yetişkinlik döneminde başlayan diğer zeka rahatsızlıklarından farklı olduğunu vurgular. Amerikan Psikiyatri Birliği tarafından Ruhsal Bozukluklara İlişkin Tanı ve İstatistik El Kitabının 2000 yılında yayımlanan (DSM-IV-TR 2000) kılavuzunda Otizm Spektrum Bozukluğu 5 ayrı alt kategoride ele alınmış olup; devamında 2013 yılında yayınlanan (DSM-V) kılavuzunda bu kategorileştirme sürecinde alt sınıflandırmadan ziyade Otizmi, ‘Otizm Spektrum Bozukluğu’ olarak tek çatıda ele almayı ve devamında boyutsal sınıflamaya gidilerek ‘Hafif, Orta ve Ağır’ şeklinde seviye düzenlemesi yapılması kararlaştırılmıştır.

 

 

 

Mehmet KÜÇÜKGÖZ
Southern Russian Üniversity Ph.D.
Near East Üniversity Ph.D.

 

 

MAİL GRUBUMUZA ŞİMDİ KATILIN